Nülerim
February 5th, 2007 at 2:10 pm (Resim)
Resimler: Kerem Kandemir
Not: Detay görüntüler, resimlerin orijinal boyutlarından alınmıştır.
Popularity: 19% [?]
February 5th, 2007 at 2:10 pm (Resim)
Resimler: Kerem Kandemir
Not: Detay görüntüler, resimlerin orijinal boyutlarından alınmıştır.
Popularity: 19% [?]
RSS beslemeleri · TrackBack URL
Ahmed-i Mursi şöyle yorumlamış:
February 6th, 2007 at 8:03 pm
Nü başlarının yanda, resimlerden kopartılarak detaylandırılması, bana geçenlerde okuduğum bir yazıyı anımsattı. Yazar (Kerem Kandemir-Güvercinlerin İronik Tarihi) şöyle diyordu:
“Bu ülkede aşk, nedense, çoğu kez, insanların çirkin yönlerini ortaya çıkarır: Bizim olmayan güzele, “güzel” demeye dilimiz varmaz, nedense. Bize yar olmayanı, kimseye yar etmek istemeyiz, nedense. Kafasını koparırız.”
Pınar Elmasoğlu şöyle yorumlamış:
April 4th, 2007 at 10:38 am
Çıplak vücutlarıyla “bütün” bir ifade içinde durup duran kadınların, başlarının kesilip daha detaylı ve yeniden gösteriliyor olmasının ardında, sahip oldukları bütünsel duruştan yansıyan duyguya dair bir ” pekiştirme” olduğu hissi beni rahatsız etti. Üstelik bu pekiştirme, orada durup duran kadınların hislerine dair değil, kadınların onları resmedende yarattıkları duyguya dair bir pekiştirme.
Çıplak ve öylece duruşlarından akıp bana karışan ifade, kendi içimdekiyle birleştiğinde belki de yepyeni ve bana da ait bir anlam üretiyor. Kadınların yanda duran kesik başları ise, tabloya karışan ruhumla birlikte kalbime sızmaya başlayan anlamdan beni zorla uzaklaştıran, resmedenin gözünden onlara tutulan bir büyüteç gibi göründü gözüme.
Ve sanki resimdeki en önemli yerleri o “yüz”lerindeki ifadeymiş gibi. Oysa ki ben ilk resimde nasılsa uzun süre havada duramayacak o sol elin anlamını düşünüyorum mesela, ya da ikinci resimdeki kadının bacaklarını kavrayışındaki gevşekliğe dair bir şeyler düşünüyorum, ya da üçüncü resimde o siyah örtünün kadının zihninde yarattığı ne güzel de bir koruma-yarı gönüllü ürkek bir açılış üzerine düşünüyorum. Başların detayları beni onların ruhundan da kendi ruhumdan yansıyandan da koparıyor.
Bu biraz da şunun gibi;
Seçilmiş kadınların ( gerçek olduklarını varsayalım) diyelim ki o sırada bedenlerine en azından resim nesnesi olarak sahip olan ressam kişi, aslında onların resmettiği bedenleri dışında ruhlarından kendine ait bir şeyler çekip çıkarmak, “sahip olmak” istemiş. Bu sahip olma duygusunu da, bir yüz ifadesiyle büyütece koymuş yan tarafta. İlan etmiş.
Dolayısıyla bu resimler bana şimdi, resmedilenden çok resmedenin hallerini anlatıyor.
Kerem Kandemir şöyle yorumlamış:
April 18th, 2007 at 3:09 am
Freud’un, amatör psikanalizine yönelik öfkesine empati yapmakta nedense hiç zorlanmamışımdır. Gerçekten de, bütün maharet, ne zaman, bir puronun yalnızca bir puro olup olmadığının ya da yerel tabiriyle sapla samanın ayırdını yapabilmekte değil midir?
Şaka bir yana, Mursi kardeşimin muzipliğinin sevgili Pınar tarafından da sürdürülmesinden çok hoşnutum. Yorumlayanlar.com’un, güler yüzlü, mizahi yönünü sergileyen, yaratıcı örnekler bunlar.
Yine de, işin aslını merak edebilecek okurlarımız için, kısa bir açıklama yapmış olayım:
Detayların veriliş nedeni, okura, temelde, küçültülerek (çözünürlüğü düşürülerek) siteye konulan resimlerin orjinal boyutları hakkında sağlıklı bir fikir verebilmekten ibaretti. Haliyle, insan, orjinali 100cmX70cm olan bir resimden 20cmX20cm bir detay seçerken, -adı üstünde- resimde, en fazla detay (fırça darbesi) içeren kısmı alma eğiliminde oluyor. Benim nülerimde de, en fazla detay, yüzlerde ya da ellerde olduğu için, o bölgeleri seçmeyi yeğledim.
……………
Fakir gibi, bilinçaltının ‘boş sayfa’ olduğunu iddia eden bir mecnuna psikanaliz yapmaya kalkanların baltalarını vuracakları yer de, elmas gibi sert olur elbet (dil çıkaran surat ikonu).
Pınar Elmasoğlu şöyle yorumlamış:
April 19th, 2007 at 10:53 am
Kadının, bir sanat yapıtını yorumladığında, eserin farklı anlaşılacağını savunan Feminist Eleştiri Kuramı’nın ağzını öpeyim ben de o zaman.
Sanat Eserini sanatçının gözüyle- onun ifade etmek istediği- amaçladığı biçimde- yorumlamak, eserle izleyenin arasındaki bağı donuklaştıran bir şey. Bir anlamda eserin taşıdığı anlam sahibinden bağımsız.
Bu sayfadaki yorumların mizahi havası, muzipliği Sevgili Kerem gibi beni de en hoşnut eden şeylerden biri. Zaten baltayı kuşanıp bir yere vurmaktansa, çivinin çiviyi sökmesini tercih ederim ben. ( Gülen surat ikonu )
tiara şöyle yorumlamış:
April 25th, 2007 at 9:24 pm
resimdeki kadın-lar zaten ressam/resme bakan erkekler için vardır, onlar için bakar/durur/salınır-lar.
”erkekler kadınları seyrederler. kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler”
p.s. yazdıklarımın ortodoks feminizm anlayışı ile hiç bir ilgisi olmadığını belirtir, alıntının sahibi john berger bey’e selam ederim.
(bkz: john berger - görme biçimleri)
Ergün Özkan şöyle yorumlamış:
June 2nd, 2008 at 5:32 pm
NÜLER KİMİLERİNİ ELE VERİYOR !
İnsan olmanın en yüce kanıtlarından biri bence onun sanat ve sanat etkinlikleri… Sanat yaratılarına eğilmek, onları yorumlamak ciddi ve saygın bir uğraş. Son zamanlarda, ( Gerçi eskiden yok muydu ! ) özellikle resim ve yontu sanatı ürünlerine, kendilerince - ahlaki ya da geleneksel ya da dinsel gerekçeleri öne sürerek- aykırı buldukları için saldıranların sayısı artmaya başladı. Resim sergileri kapatmalar; nüleri şallarla örtmeler; görünür yerlerden kuytulara götürüp sözde saklamalar… Dünyaca ünlü bir opera sanatçımızın külleri boğaza serpilmemeliymiş; kirletiyormuş doğayı !… Ne laf yetiştirmeler, ne çevreci kesilme gösterileri !… Üç beş yıl önce, Akçay’daki Sarıkız Heykeli için kimi aklı evveller de neler dememişlerdi !
” Vay efendim, ne oluyormuş o göğüsler,o kalçalar !… Tahrik ediciymiş… Gerçek Sarıkız’a da benzemiyor” muş.. Falan filan… Gerçi bunlarla oyalanmak değil bu yazının amacı. Sanat eğitimimizin düzeyi düşük… Hatta düşük değil; çukur !…
Biraz ukalalık etmeme izin veriniz. Bilenlere, ilgi alanına girenlere değil sözümüz elbet…
SANAT ETKİNLİĞİNİN ÖGELERİ
Bir sanat etkinliğinde bana göre, ( Olmadı bu…Bana göre demem, biraz abartılı oldu. Modern Estetiğin kurucusu Baumgarten’a göre demem gerekirdi.) üç yapıcı elemandan söz edilebilir :
1- Özne… Bu özne iki kategoride değerlendirilebilir :
a) Sanatçı Öznesi. ( Sanat yapıtını yaratan, ona estetik değer katan sanatçı öznesi )
b) Yaratılan sanat yapıtını seyreden, yorumlayan, duyulur algılarıyla ona yönelen özne. Sanatsever, sanattan anlayan özne.)
2- Nesne… Bu eleman da iki kategoride değerlendirilebilir:
a- Doğada, serbest olarak bulunan ve kimi zaman sanatçı öznesine modellik eden güzel nesneler.
b- Bir sanatçı tarafından yaratılmış olan sanat nesnesi, sanat yapıtı.
3- Özne ile nesneyi birbirine bağlayan, birbiriyle ilişkilendiren bilinç eylemi… ( Sanatsal yaratma duygusu, sezgi, sevgi, duyulur algı)
Buna göre şimdi, canlı, çıplak ve güzel bir genç kadın bedeni düşününüz. (Buradaki sözü edilen kadın, Tiara Hanım’ın ya da Pınar Hanım’ın feminist pencereden baktıkları kadın değildir elbet. Bir de espri yaptık bu arada. Bu bedenin, her türlü sosyal, psikolojik, cinsel ya da dinsel etkilenmelerden soyutlandırıldığını varsayalım. Bu durumda, o canlı kadın bedeninden doğanın organik bir parçası , sadece salt bir nesnesi kalmaz mı geride ? Gene varsayalım ki, bu kadın bedeni, usta bir sanatçıya modellik etmiş olsun. İşte size bir nü tablo oluştu.
Bu nü tablonun iç-özü bakımından doğa ile, derinden derine sıkı bir bağlantısı olabilir mi ? Yani salt doğanın bir parçası mıdır ? O çıplak kadın modelin doğadan gelen doğal güzelliği, nü tablodaki figürasyonuna tıpa tıp benzemiş bile olsa, o canlı modelin varlığındaki güzellik, acaba nü tablodaki sanatsal güzelliğin vazgeçilemez ön koşulu sayılabilir mi ? Sanat-estetik yasaları, o canlı modelin güzelliği ile, ilkece hiçbir ilişki ve de ilgi olamıyacağını söylüyor..
O halde, asıl olan, güzel-canlı çıplağın, bir sanat yapıtı olan nü tablodaki sanatsal estetik değer kazanmasını sağlayan nedir ? İşte zurnacının zırt dediği yer burası… Bu bir ESTETİK HAZ dır. ( Bu hazzı, seksüel alana teacvüz ettiği sanrısına kapılanların, nü tablonun üstünü sanki o bir tabuymuş gibi örtmeye karıştıranların duygularıyla karıştırmamalı)
Oysa, o nü tabloyu seyretme anında, eğitilmiş öznede önemli bir ruhsal edim oluşuyor. Bu bir estetik haz duygusudur. Bu duygunun yaşanmasını özneye sağlayan, estetik haz duymasında aracılık eden şey ESTETİK NESNE (Örneğimizde nü tablo) dir. Th. Lipps adlı estetikçi düşünüre göre, ” ESTETİK OLARAK HAZ DUYMAK DEMEK, BENİM DIŞIMDA BULUNAN DUYULUR BİR NESNEDE, KENDİMDEN HAZ DUYMAM; KENDİMİ ONDA YAŞAMAM DEMEKTİR.” Bu kavrama Almanca Einfuhlüng demiş; ya da İngilizce’deki karşılığıyla Emphaty… Ve sonra devam ediyor Lipps : “Nesnede duyduğum şey, genel deyişle yaşamdır. Yaşam ise güçtür; içten bir çalışma, çabalama ve birşey ortaya koymaktır. Yaşam, özce bir istem etkinliğidir; Öz yaşam etkinliğidir.” O’na göre, her yaşam etkinliğinde nesne, özneden kendisini kavramasını bekler. Bu etkinlikte özne, bir direnme, bir iç çatışma ile karşılaşabilir. İşte bu noktada, emphati’nin asıl özü ortaya çıkacaktır. Duyulur nesnenin beklediği etkinlik öznede bir iç çatışma yaşanmadan gerçekleşiyorsa, özne o nesneye kendini verebiliyorsa onda bir ÖZGÜRLÜK DUYGUSU oluşacaktır. İşte bu özgürlük duygusu aynı zamanda estetik hazzın duyumsanmasını da sağlayacaktır. Artık özne için karşısındaki nesne estetik bir nesnedir; salt bir sanat yapıtıdır. Onu seyrederken özne, özgürlüğünü duyumsayacaktır. Ancak, karşısındaki nesne, kendisinden etkin olmayı beklerken, özne o nesneye, kendisini aktaramıyorsa, o nesne ile kendisi arasında bir uzlaşmazlık, bir iç çatışma oluşuyorsa, işte o zaman HAZ yerine ACI duygusu oluşuyor Lipps’e göre… Bu da öznenin gözünde güzel değildir. Özne bu durumda özgürlüğünü duyumsamak yerine ona ters olan olumsuz duyguları yaşıyor demektir. Freud’ca deyişle orada özne artık İd alanına düşmüştür.
Ancak bu einfühlung kuramı, soyut sanat yapıtlarını açıklamada söz konusu değildir. Onların, Soyutlama içtepisiyle ilgisi olduğunu Worringer’den öğreniyoruz. O ayrı bir yazı konusu. Onu işleyen sanat filozofu da Wilhelm Worringer’dir.(1) Adorno’ya göre, yozlaşmış burjuva toplumlarında insanın en sağlıklı sığınma yeri sanat ve sanat etkinlikleriymiş. O nedenle bu konu, eğer Adorno tümden haklı ise, ki öyle olduğunu düşünüyorum ben… O halde sanat konusunu sık sık ele almak gerekmez mi ? Oysa bizim okullarımızda bugün ne sanat tarihi, ne estetik okunuyor. Eğitsel sanat kolları da yeterli derecede işler durumunda değil. Oysa Arito’nun dediği gibi doğa boşluklara asla tahammül edemez; hemen doldurur onları.
1- Wilhelm Worringer. Soyutlama Ve Einfühlung. Çev.İsmail Tunalı.
İst. Ün.Ed, Fak,Yayınları. 1963