Dahiler Üzerine

 

Yazan: Gabriel Fernando Curtiz

leonardo.jpg

Çeviren: Kerem Kandemir

Sayılarla düşünmek bana göre değil. Ne de olsa ben, Sözcüklerin Efendisi’yim. Kendim için kullandığım bu ifade sizi rahatsız etmemeli. Efendilik, eğer sözcüklerle girdiğiniz ilişkiyi betimliyorsa yalnızca, oldukça hoştur. Neyse, size anlatacaklarıma dönelim artık:

 

Dedim ya, sayılar bana, ruhsuz, sevimsiz soyutlamalar olarak gelir. Bazı matematikçilerin, onları, sabahları portakal suyu niyetine içtiğini, bazılarının da, ereksiyon sürelerini uzatmak için, yan etkisi bulunmayan bir geciktirici gibi kullandığını duymuştum. Laf aramızda, ben, taze sıkılmış portakal suyunu ve futbol maçlarından çarpıcı enstantaneleri tercih ederim. Buna rağmen, sayıların, ilginç saptamalar yapmada işe yaradığı da oluyor elbet. Bugünkü (ya da bu geceki; size hangisi uyuyorsa onu seçin lütfen) dersimiz sizlerle ilgili. İhtiyatlı davranmayı sürdürecek olursam, “bazılarınızla,” demem gerekir tabii. Siz dahiler, bu özgün durumunuz üzerine kafa yormayı eğlendirici bulmadığınızdan, kendinizi de yakından tanıyamazsınız pek. Dua edin ki, ben bu angaryayı sizin adınıza sırtlanmaya gönüllü oldum.

Her dahi, sanki bunu sağlayan özel bir doğa yasası varmışçasına, yalnızlıktan yakınır. Bir kere, bu yakınmaların, nicel temellere oturup oturmadığına bakmamız gerekir. Gelin, dünyada, zekası sizinle kıyaslanabilecek düzeyde kaç insan yaşadığını kestirmeye çalışalım:

Varsayalım ki, milyonda bir rastlanan yükseklikte bir IQ’ya sahipsiniz. Bu durumda, gezegenimizi, her biri en az sizin kadar zeki, yaklaşık altı bin insanla paylaşmaktasınız. Ömrünüz boyunca, bunların yalnızca binde biriyle bile karşılaşabilseydiniz, nicel olarak, yalnızlıktan şikayet etmeye hakkınız olmazdı diye düşünmek mümkün. İnsanın, kendisini anlayabildiğini sandığı altı kişiyle ilişki kurabilmesi, kimsenin inkar edemeyeceği kadar büyük bir nimettir.

Anlatmak istediğim şu: dünya nüfusu, artık, en katıksız dahilerin bile, potansiyel olarak yalnızlık çekmeyecekleri kadar kalabalık hale gelmiştir. Teknoloji deseniz, bugün kıtalar arası iletişim kurmak, neredeyse sudan ucuz. İnternet,, Çinli bir genç kızın, bilgiye olan açlığını giderebildiği müthiş bir ziyafet, homoseksüellik düşmanı bir Amerikalı rahibin, sesini dünyanın her köşesine duyurabildiği bir megafon, Mısırlı bir postacının, hayvanlarla seks fantezilerini pekiştirebildiği bir magazin, kocası derin uykuda horuldarken, evini hiç terk etmeden uzak diyarları gezme arzusundaki bir İsveçli kadının, frekansı Yeni Zelanda’ya bile ulaşmaya yeten telsizi, içine düştükleri sefalet yüzünden ekonomist karısı Antalya’da fahişelik yapan bir Rus denizaltı kaptanının silah teknolojileri pazarlayabildiği sanal bir ekmek kapısı haline gelmişken, siz dahilerin orada birbirinize ulaşamayacağınızı düşünmek komik olurdu, değil mi?

Yeryüzüne inen uzaylılar, Maymunlar Gezegeni’ne düşen insanlar, arı kolonisine karışmış peygamber develeri, mısır tarlasında bitivermiş muz ağaçları gibi farklı ve yalnızsınızdır yine de. Çünkü farklılığınızı kavramanız yıllar alır ve siz bu süre içerisinde, şeklen çok benzediğiniz türdeşleriniz gibi olmaya, öyle yaşamaya zorlanırsınız. Malzemesi normallikler olan bir tasarımın kuşatmasında, sırtınızda, görünmez kumaştan dikilme deli gömlekleriyle dolaşıp durursunuz.

Dahilerin sosyolojisi yoktur. İstatistiklerin yokumsamak zorunda kalacağı kadar küçük ve üstüne üstlük, nüfus içinde düzgünce dağılmış bireylerin sosyolojisini yapmaya kalkışmak, pek mantıklı bir fikir gibi görünmez akademisyenlere. Psikolojisi de yapılmamıştır henüz dahilerin. Bu konulardaki boşluğun nedenlerini anlamak güç değil tabii. Oysa hepinizin ihtiyacı var kendinizi tanımak için, size özel geliştirilmiş düşünsel malzemelere. İşin ilginç yanı, normal insanların, milyarları meydana getiren kalabalıkların da ihtiyacı var sizi daha iyi anlayabilmeye. Ne de olsa, çok az sayıda olmanıza rağmen, medeniyet denilen çimentonun büyük bir bölümünü sizler üretmektesiniz. Kendi dibine ışık veremeyen mumlar gibi, karanlıklar içindeyken çevrenizi aydınlatıyorsunuz. Birilerinin sizinle uğraşması gerek. Sanırım buna itirazınız olmayacaktır.

Popularity: 14% [?]

1 yorum »

  1. erman şöyle yorumlamış:

    April 14th, 2007 at 7:12 am

    Dahi olup olmadığınızı nasıl anlardınız? Birılerinin size dahi demesiyle mi; yoksa o aptal iq testleriyle mi? Değişik şekillerle zeka testi yapanlar, sizin bu testleree girmeniz durumunda, zaten gerı zekalı olduğunuzu anlarlar; sonuç baştan bellidir. Yoksa, onlar da mı sonuçların zekayı ölçebildiğine inanıyor?

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın