Barizi İbraz: Küreselleşme Üzerine Notlar I

britney01.jpgYazan: Ebru ‘Şebzindedâr‘ Akman

Bundan böyle kiminle yarenlik etmekten, lunaparka gitmekten, birlikte çalışmaktan memnun olacağımıza – ya da en azından na-memnun olmayacağımıza- küresel değer ve ikonlara aşinalık düzeyimiz karar verecektir.
Küresel çarkın içinde olmak; küresel popüler kültür etkisi ile yetişmekten geçer. Popüler kültür ikonlarına yakınlık ya da aşinalık, bunları sevip sevmemekten bağımsız bir şekilde, sizin nasıl bir kişi olduğunuzu, içine doğduğunuz kültür kadar etkiler. Küresel popüler kültür, etkisini, ikonları sayesinde göstermektedir. Küresel kültür değerlerinin (dolaylı ya da doğrudan) içerik edildiği bir örgün eğitim sayesinde benzer eğitim kurumlarından kültürlenen 16 yaşında biri Papua Yeni Gineli, diğeri Rus bir diğeri de Kanadalı üç ergenin ilgi alanları birbirinden farklı olmayacaktır . Bu üç çocuk kendi ülkelerindeki başka toplumsal sınıflardan gelen ve benzer şekilde kültürlenmeyen akranlarından, birbirlerine olduğundan daha çok farklılaşacaktır; yalnız kalacaktır.
Artık, bu çocuklar için kişilerarası ilişkilerdeki beklentiler, yerel kültür temelli değil, bütün kültürlerde var olanların kötü bir amalgamı olan popüler küresel kültür tarafından yapılmış tanımları bağlamında şekillenecektir.
Şiar 1: Bireyin toplumla karşılaştığı her durumda ortaya büyük ya da küçük bir çatışma çıkar.
Şiar 2: Bireyin özgürlük alanı ile toplumca dayatılan sorumluluk alanının sınırı geçirgen ya da esnek değildir. Karşılıklı kakışma ile cebren değiştirilebilir. Bu zorlama sırasında, (genelde) toplum tarafı daha kalabalık olmasının hasbıyla bu sınırı bireyin başına yıkar. Tersi duruma, gayet nadir rastlanır. Ya sınırın etrafından dolaşmayı (ki tecridi göze almalı), ya onu yok saymayı (yine münferit ve tecriden yaşamayı göze almalı) yahut da bu sınırı bireyin gücüyle nispeten zorlamayı (daha vahim türlü bir tecritle sonuçlanabilir, bunu da göze almalı) gerektirir.
Demek ki bireysel özgürlük diye bir şey [ancak] kuramsal olarak mümkündür. O kadar mümkün olması bile agâhına, mukterine, delisine ve mahirine kafidir.
Gelelim üç kafadarlara… Halihazırda, yerel olduğu halde bile güç bir şey iken küresel boyutlarda yenilmez hale gelen bu toplum canavarına karşı ne yapacaklar?
Elbette ki, evvala kendi evlerinde olmak üzere, okularında, şehirlerinde, ülkelerinde ve nihayet de dünyada, defaatle kaybolacaklar. Ellerinden tutan kimse olmayacak; çünkü gitmek istedikleri yeri bilemeyecekler . Dünyanın önce iPod’dan, sonrada CNNWorld’den en nihayetinde de Miyami’de bir yazlıkta geçen emeklilikten ibaret olduğunu sanacaklar. Öldüklerinde yakılmak isteyecekleri ve bir şanslılarsa şömine üzerinde bir kavanoz külden başka bir şey olmayacaklar .

Ne ve Nasıl?
Bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler sayesinde bilginin dünya üzerindeki kolay dolaşımı gündelik hale gelmiştir. Bu sayede daha önce şimdikine göre ‘ilkel’ yollarla iletilmeye çalışılan bilgi muhatabını anında bulmaktadır . Bilgi aktarımının yararlarını en çok kullananlar, malum, tacirlerdir. Uzak ülkeler ile ticaret şahikasından dünyayı seyreylemekteler. Kapital giderek daha önemli bir kavram haline gelmiş ve yeni ‘pazar’ arayışını tetiklemiştir. Pazar arayışı büyük yerel şirketlerin başka ülkelerdeki ‘pazara’ girmesine yol açmıştır. Dünyanın serbest piyasa ekonomisiyle sevk ve idare edilen kısmı büyüdükçe zaten çok büyük ve zengin olan şirketler daha da büyümeye başlamışlardır. Serbest piyasa ekonomisinin gereği olarak devlet küçüldükçe sanayi ve ticaret patronları daha güçlü hale gelmişlerdir. Ülke ekonomisinin önemli bir kısmında karar verme yetkileri olduğu için devlet politikalarını daha da etkilemeye başlamışlardır. Bu insanlar sadece sanayi ve ticarete değil, medya vasıtasıyla halkın neyi görüp neyi izleyeceğine, neyin rating nesnesi olacağına da karar vermeye başlamışlardır.
Serbest piyasa ekonomisine, sair renkli devrimler ya da sert-yumuşak bir takım rüzgarlarla geçen ülkelerdeki söylem, yerel kültürden değil kapitalden hareketli hale gelmiştir. Medyada, eğitimde ve devletin mektum söylemlerinde hep aynı tema ile karşılaşılır olmuştur. Yerel kültüre ait değerler, küresel elitin değerlerine teslim olmuştur. Bu durum, başlatıcısı olan teknolojik ilerleme sayesinde daha da ileri gitmiştir.
Bugün dünyanın neredeyse her büyük şehrinde, aynı büyük markaların dükkânları ile dolu caddelerde yürümek mümkün. Londra’dan aldığınız bir dijital fotoğraf makinesini İstanbul’da değiştirebilirsiniz. Eğer bir büyük-şehirde yaşıyorsanız gittiğiniz her hangi bir başka büyük-şehirde alışkanlıklarınıza neredeyse aynen devam edebilirsiniz. Tabii, küresel kültür ikonları ile şekillenen bir yaşantınız varsa!
Küresel kültürle olan kaynaşmanızın ve bunu içselleştirmenizin düzeyi sizin, dünyanın her hangi bir yerinde kendinizi evinizde hissedip hissetmemenizi belirleyecektir. Bu şekilde de dünyanın küresel olarak kültürlenmiş herhangi bir yerinde yaşayabilir, çalışabilir ve kendinize sizin hoşlandığınız şeylerden hoşlanan arkadaşlar bulup yakın ilişkiler kurabilirsiniz.

Küresel kültür nasıl bir şeydir?
Küreselleşme daha önce söz edilen tekel şirketler tarafından pazarlanan malların, tüketim üzerine kurulmuş ikonlaştırılmasıdır. Müzik, sinema ve sanat tüketilebilir mallardır. Yeterince reklamını yaparsanız her şeyi satabilirsiniz. Soya fasulyesi üretmek için yağmur ormanlarını katletmek, genetik olarak modifiye edilmiş tek seferlik tohumların ticaretini yapmak ve tarımda kullanmak, dünya kaynaklarını şanslı %15 arasında paylaştırmak, kaynakları tükenen militarist ülkelerin hala kaynakları olan ülkeleri işgal etmesi, bu ülkelerin halklarına zulüm etmesi, küresel kültür için “doğru” şekilde pazarlandığı sürece mümkün şeylerdir. Popüler küresel kültürde önemli olan, ‘tüketicileri’, yaptığınız eylemin gerçekliğine inandırmanızdır. Mallarınızı satın alacak zengin birileri oldukça, mallarınızı satın alamayacak fakirlere ne olduğunun bir önemi yoktur. Tüketicileri ikna etmek için, onların gözünü eşitlik, özgürlük, sevgi gibi insanların karınlarının yumuşak olduğu konuları kullanarak boyayabilirsiniz. Din, ırk, dil, etnik kök gibi kavramların doğrudan kullanılması popüler küresel kültür kurallarına aykırıdır. Bu kavramlar pazarlama stratejilerinin işlemediği yerlerde çatışma yaratmak için kullanılmaktadır.
Popüler küresel kültür sayesinde zaten zengin olanlar daha da zenginleşmekte ve dünyanın geri kalanını sömürmektedirler. Yerel kültürler pazar arayışı ve saldırgan kapitalizm sayesinde etkilerini kaybetmektedirler.
Yerel kültürün çocuklara aktarılmasındaki başarısızlık her bir sonraki kuşakta yerel kültürlerin biraz daha solup gitmesine neden olacaktır. Dünya halkları karşı koyamayacakları ve tüketime/tüketmelerine dayalı bir değişim sürecinden geçmektedir. Bu süreç dünyadaki çeşitliliği yok edip tektipliğe yol açmaktadır. Yerel kültürünü taşıyan insanlar küresel dünyada kendilerine yer bulamaz hale geleceklerdir. Küresel kültürlenmiş birey nereye giderse gitsin kendini evinde hissederken, yerel kültürlü birey evinde bile kendisi evinde hissedemeyecektir.
Küresel üniformanın bir başka özelliği de insanları apolitize etmesidir. Politika insanların kendi hakları için karar verme gücüdür. Piyasa kartelleştikçe orta ve alt sınıftan bireylerin karar verme gücü azalmaktadır. Karar verme gücü kredi kartınızın limiti kadardır. Apolitize birey saldırgan kapitalist eylemlere karşı kayıtsız kalmaktadır.

Kendini evinde bile yabacı hisseden, karar verme gücünden yoksun, kafası karışık üç kafadarlar ne yapar?
Özdeşim kurabileceği bir grup ve elinden tutacak birisini arar. Mücahede edip rüştünü ispatlayacağı bir düstur, bunu ona öğretecek bir mürşid arar. Ayandır ki, böyle bir halde başıboş gezinen kimse elinden ilk tutana elini verecektir. Sonra da beyaz beresi ile Taksim’de, Osmanbey’de volta atmaya başlayacaktır, Konya’da nübüvvetine inandığı nebisinin evinde azar işitecektir. Yani, iradesini, geleceğini, selim sandığı şerre selvet ile teslim edecektir.

Biz, fildişi kulelerinde oturup şarabını yudumlayarak yazanlara ise, onun ve diğerinin kaybından geriye bir yürek sızısı düşer.

QUO VADİS?

Popularity: 18% [?]

4 yorum »

  1. Ahmed-i Mursi şöyle yorumlamış:

    February 5th, 2007 at 8:52 pm

    Pardon, bazı sorularım olacak:

    1. Yerel için illa ki üzülmeye davet var mı metinde ?

    2. Ben yerelimi bilmiyorsam küreselden mi devam edeyim, yerelimin peşine mi düşeyim?

    Mersi…çok mersi.

  2. Ebru Akman şöyle yorumlamış:

    February 6th, 2007 at 2:57 pm

    1. Hayır, yok. Farklı “yerellerin” birleşmesinde, birinin diğerine galebe çalmasında bir acayiplik ve yeni bir şey yok. İtirazım, bu değişimin bireylerin takip etmelerine imkan vermeyecek kadar onların dışında ve hızlı gelişiyor olmasına ve kaotik bir şekilde toplum katmanlarına yayılıp insanların kaybolmasına neden olmasına. Absürd hatta kitsch bulduğum bir sürü şey oluyor, bunların nesnesi ya da öznesi konumundaki insanların şuursuz hali beni sinir ediyor.
    2. Çiğ köfte ile viski içmek bana tuhaf gelmiyor. Yerel-küresel bu durumda fark etmiyor. Mesele, bireyin yaşamındaki nesne ve eşyayı (item/artifact) içselleştirmesinde. Haz aldığı ve bu hazzın nereden geldiğine ilişkin en azından bir fikri olduğu sürece, yani az bile olsa olup bitenin farkında olduğu sürece, bence kavramın, davranışın, değerin vs. yerelden mi, küreselden mi geldiğinin bir önemi yok. Kısaca, paşa gönlünüz nasıl buyuruyorsa öyle yapmak lazım ama evvala gönlün ‘paşa’ olması lazım.

  3. Kerem Kandemir şöyle yorumlamış:

    February 15th, 2007 at 3:42 am

    Pek yaratıcı bir analiz. Küreselleşmenin gelecekte nasıl bir dünya yaratacağı konusunda ilginç ve ehemmiyetli ekstrapolasyonlar içeriyor. Çok yararlandığımı söylemeliyim.

    Ne var ki, bir kaç iddiaya takılmadan edemedim yine:

    1-) “……..kaynakları tükenen militarist ülkelerin hala kaynakları olan ülkeleri işgal etmesi…..”
    Günümüzde, dünyaya egemen olan güçlerin ekonomisi, doğal kaynakların işlenmesine ve tüketilmesine dayanmıyor. Yani, örneğin, A.B.D.’nin yıllık toplam petrol faturası, milli hasılasının yanında öylesine küçük kalıyor ki, bunun için bir yerleri işgal etmesi gerekmiyor. Parasını verip alabiliyor. Petrolün varili $500 olsa, yine rahatlıkla alabilecek ve kendi katma değerli ürün ve hizmetleriyle bunu finanse edebilecek. 21. yüzyıl ekonomisini, 20. yüzyılın ilk yarısını anlamaya çalışırken kullandığımız kavramsal aygıtlarla değerlendirme alışkanlığından uzaklaşmak zorundayız. Bugünün hegemonları, silah satabilmek için savaş çıkartmak zorunda değil. Hiç silah satmasalar da, ekonomileri çökmez çünkü. Dolayısıyla, bana Intel’le, Microsoft’la, Apple’la, Google’la, Utube’la gelin artık.

    2-) “Mallarınızı satın alacak zengin birileri oldukça, mallarınızı satın alamayacak fakirlere ne olduğunun bir önemi yoktur.”
    Fakirler, üretimde kullanılabilmekteler. Bir tür, küresel işbölümü var. Lakin bu, Smith’in gizli eli tadında işliyor: Geri kalmış ülkeler tarım, gelişebilecek bigi olanlar sanayi, gelişmişlerse telif ve patentle geçimini sağlıyor. İğneden ipliğe her şeyimizin Çin’den gelmesinin sebebi de bu zaten. Çin bunları üretiyor; bütün dünya da tüketiyor. Çin’in fakirleri de, yavaş yavaş palazlanıyor bu suretle.

    3-) “Popüler küresel kültür sayesinde zaten zengin olanlar daha da zenginleşmekte ve dünyanın geri kalanını sömürmektedirler.”
    Geçenlerde Mursi kardeşime de sordum; lakin sonuç alamadım. Biz, şu sıralar, zengin ülkelerin, dünyanın geri kalanını nasıl sömürebildiklerine akıl, sır erdirememekteyiz. Dolayısıyla, bir kaç somut örnek rica edeceğim. Bilahare, sömürü var mı yok mu tartışmasını, senin getireceğin örnekler üzerinden yapalım.

  4. plus ça change şöyle yorumlamış:

    March 19th, 2007 at 7:51 pm

    Sayin Kerem Kandemir’in yorumundan yola cikarak birkac konuyu irdelemek istiyorum.

    1.Yazarin, kaynaklarin tukenmesinin, yapilan isgallerle, cikarilan siyasi huzursuzluklarla alakali oldugu gorusune katiliyorum. Verilen ornek uzerinden konusacak olursak, yuksek oranda petrol tuketimi ve dunya petrol piyasasinin hali Amerika icin ciddi sorun teskil ediyor. “Zengin” Amerika’nin ekenomisinin ozellikle son yillarda krize girdigini, butce aciginin devasa boyutlara ulastigini, issizlik oraninin arttigini, Dolar’in Euro’nun gerisine dustugunu hatirlamakta fayda var. Irak isgalinin onemli etkenlerden biri Saddam Huseyin’in petrolu Amerikan dolari degil, Euro uzerinden pazarlamayi secmesiydi. Bu uygulamaya gecen ilk ulke Irak’ti, onu diger petrol zengini ulkeler takip etti; ardindan bir kisim ulke merkez bankasi rezervlerinin yarisini Dolar’dan Euro’ya cevirme karari aldi. Sonucta, dunya piyasalarinda Euro’ya talep artti ve Dolar Euro karsisinda deger kaybetti. Euro’nun Dolar’in yerine talip olmasi, pek cok ulkesinin OPEC’ten petrol alabilmek icin rezervlerini Euro’ya cevirmeyi dusunmesi, buyuk yatirimcilarin Amerikan pazarindan cekilip Avrupa’ya yonelmelerine yol acacakti; bu da Amerikan ekonomisi icin cokus anlamina geliyor. Dunya ekonomisinin Euro’ya endeksli hale gelmesi, Amerika’nin eskiden yaptigi gibi bol bol karsiliksiz para basip, kafasina gore takilamayacagi anlamina gelir. Bu krizden cikmak icin Amerika’nin taktigi, Irak, Iran, Suriye gibi Euro uzerinden petrol satan ve rezervlerini Euro’ya ceviren ulkelerde huzursuzluk cikarip, kendi cikarlarina uygun yonetimleri basa gecirmeye calismak. Dunyanin dogal kaynaklarini, hele petrol gibi butun dunyanin bagimli oldugu bir kaynagi, kontrol etmenin dunya ekonomisindeki merkezi onemini kavrayamazsaniz, ABD’nin Irak’a terorist avlamak, demokrasi goturmek gibi sebeplerle saldirdigi masalina butun safliginizla inanabilirsiniz. Durum “parasini verir aliriz” mantigiyla, GSMH - petro faturasi denklemiyle aciklanacak kadar basit degil. Isler petrol meselesindeki kadar ciddi boyutlardaysa, icabinda gider ulke isgal eder, askeri darbe yaptirir, halk arasinda huzursuzluk cikartirlar. Ekonomi ve siyasetin sirf kultur urunlerinin pazarlanmasi uzerinden sekillenip isledigi yanilgisina saplanirsak, dunyaya yon veren bazi dinamikleri kacirmamiz isten bile degildir! Guclu bir ulke, kaynagi baska ulkenin isleyip, satip bu isten para kazanip, ekonomik ve ticari yonden gelismesindense; o kaynagi kendisi kotrol etmeyi tercih eder. Son yillarda Rusya’nin dogal gaz meselesinde Avrupa’ya cikardigi zorluklar, ekonomik bagimliliklarin siyasi yonden de ne kadar baglayici olabileceginin gostergesi. O yuzden uluslararasi sirketler gider, diger ulkelerin kaynaklarini, isgucunu tepe tepe kullanir (Bergama’daki siyanurlu altin kavgasinin sebebi neydi?), cevreye, insanlara verebilecegi her turlu zarari verir, isi bitince de ceker gider. Kaynaklarini kulladiran ulkenin ise elinde bir sey kalmaz, zira kendi kaynaklarini baskasina islettirdigi icin, kendi uretim araclarini yeterince gelistirememistir.

    Ayrica, kapitalizmin periyodik olarak krizlere giren, tikanan ve her seferinde krizden cikmak icin yeni atilimlar yapmak zorunda olan bir sistem oldugunu hesaba katacak olursak, son gelismeler (militer hareketler dahil) sirf “zaten zengin olanin daha da zenginlesme” arzusunun degil, tikanan sistemin varligini surdurebilmek icin kendisine cikis yollari bulma zorunlulugunun neticesidir.

    2.”Zengin ulkeler dunyayi nasil somuruyor akil-sir erdiremedik” demissiniz. Yukarida degindigim gibi, uluslararasi sirketlerin diger ulke kaynaklarini ve isgucunu kendi cikarlari dogrultusunda kullanmasi, bu ulkelerin uretim araclarini gelistirip sahiplenmelerine, kendi kaynaklarindan faydalanmalarina ket vurur. Kuresellesme sonucu, son yillarda dunyanin dogusundan batisina para hareketlenmesinin hizlandigi, yani dogu ulkelerinin para ve kaynaklarinin batiya aktarildigi bilinen bir gercek. Cocuklarin ve fukaralarin gunde 16-17 saat uc kurus paraya calistirilmasina; Nike fabrikalarinda, disari cikmasina izin verilmeyen cocuklarin olup gitmesine somuruden baska bir ad vermek saniyorum biraz hafif kacar. Dunya Bankasi, IMF gibi kuruluslarin, Turkiye’de asgari ucretin artirilmasina siddetle karsi cikmasi, bu kuruluslardan ayda onbinlerce dolar maas alan yuksek medeniyet temsilcilerinin “ne var canim, ayda 150 dolar bile fazla bunlara; ne heves ederler ki lukse bunlar?” yollu beyanlari somurunun boyutunu kanimca gozler onune sermistir. Yeni politikalari, fakir insanlarin fakirligi kabullenmelerini saglayip, fukaraligin kader oldugu inancini asilamak; buna inansinlar ki, somurulduklerinin farkina bile varmasinlar ve yeni dunya duzenini kabullensinler. Bundan ote somuru bilen varsa, beri gelsin.

    Bu noktada sunu da eklemekte fayda var: “zengin ulke” deyince, o ulkelerdeki herkes zengin degil elbet. Ozellikle sosyal devlet yapisini benimsemeyen ulkelerde zengin-fakir araligi–ozellikle kadinlarin ve farkli etnik-irksal kokenden gelenlerin aleyhine olacak sekilde–giderek acilmaktadir. Kisacasi, somuru sirf uluslararasi duzeyde degil, ulusal duzeyde de suregelen bir olgu. Sonucta butun bu ekonomik-siyasi yapilanmanin kaymagini yiyen, dunya nufusunun cok cok kucuk bir kismi. Mevcut duzende koklu degisiklikler olmadigi surece, bu gidisatin tersine donmesi ise olasi gorunmuyor.

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın