<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>
<channel>
	<title>Comments on: Evlilik ve Normalizasyon</title>
	<link>http://www.yorumlayanlar.com/2007/02/04/evlilik-ve-normalizasyon/</link>
	<description>Eleştirel Düşüncenin ve Sanatın Mabedi</description>
	<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 16:11:42 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.1</generator>
		<item>
		<title>By: Ayşenur</title>
		<link>http://www.yorumlayanlar.com/2007/02/04/evlilik-ve-normalizasyon/#comment-192</link>
		<dc:creator>Ayşenur</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 20:06:15 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.yorumlayanlar.com/2007/02/04/evlilik-ve-normalizasyon/#comment-192</guid>
		<description>"Topluluk halinde yaşayıp gitme"ye dair önemli bir sorunsala dikkat çekiyorsunuz, ancak topluluk içinde birey olarak kurgulanan herkes kadar iki yüzlüyüz, kaçınılmaz olarak. Niçin kaçınılmaz, onu açmak istiyorum aslinda:
Toplumsallaşma sürecinde, önyargılı olmak, bu kurgunun en temeline dikilmiş bir kazik gibi. Kimse masum değil, kanımca; çingene çocuklara "Ah canım, gozleri de çakmak çakmak, ne güzel," deyip, yanlarından yürüyüp geçiyoruz. Aramizda mutlaka bir mesafe var; bu mesafeyi korumaya değer buluyoruz. İnsan hakları evrensel bildirgesi maddeleri halen bir çok insan için "Avrupalıların dayatması" olarak algılanıyor. Içselleştirdiğimiz &lt;em&gt;bizlik&lt;/em&gt; ve aynı prensiplerle kurguladığımız &lt;em&gt;ötekilik&lt;/em&gt;, çingeneleri bir ekonomik sınıf içine bile yerleştirmiyor. 
Hala bir çok insan, pozitif ayrımcılığın ne demek oldugunu bilmiyor.
Raymond Williams (iyi niyetinden mi yoksa fazlasıyla burjuva oldugundan mıdır bilinmez), toplumsallaşma sürecinin medeniyetle alakalı olduğunu ileri sürmüştü. Buradaki medeniyet, tabii ki Batı Medeniyetleri bütünüydü; bizlerden önce, dünya ve dünya üzerinde yazılıp kanonize olmuş her şey, ötekiler üzerinden kurgulanmıştı. Bir irkilme var, belki artık üniversitelerde ya da sivil toplum kuruluşlarında ya da bir elin parmaklarını geçmeyen birkaç köşe yazarının düşüncelerinde... Ama bunların daha otuz, bilemedin kırk senelik bir birikinti oluşturduklarını düşünürsek, önyargısız toplumların, anlayış toplumlarının mayalanmasına daha çok var, diyebiliriz.
Göze alamadığımız bir yakınlaşmadır, önyargısız toplum. İnsanlarla, dürüst ilişkiler anlamına geliyor. Herkesi sevecegim diyemem; öyle bi kaide olmadıgı gibi, mümkün de değildir. Ama insanlar birbiriyle fikir birliği etmek zorunda değildi, hiçbir zaman; sadece anlayış göstermeliydi. Bu anlayış, hoşgörüyle karıştırılmamalıdır. Çünkü hoşgörüde, "Aslinda yapmaması gereken bir şey yaptı ama affedeyim bari." vasfinda bir alt duygu var. Travesti komşularım, gecenin yarısında kapıyı çarpmaları haricinde, "affedivereyim bari" dedirtecek hiçbir şey yapmıyorlar. Varlikları dolayısıyla affedilmelerini gerektirecek bir şey yok ortada. Özetle, söylemek için debelendiğim ama kaçınılmaz olarak bayağılaştırdığım şey şudur: "İnsanlığın geleceğine ilişkin umudunu korumak" için vazgeçilmez hale getirdiğimiz kimliklerimizi, ötekileştirdiklerimizi, tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor bence.
Bu vesileyle, Adorno'ya şapka çıkartıyorum, bir kez daha...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Topluluk halinde yaşayıp gitme&#8221;ye dair önemli bir sorunsala dikkat çekiyorsunuz, ancak topluluk içinde birey olarak kurgulanan herkes kadar iki yüzlüyüz, kaçınılmaz olarak. Niçin kaçınılmaz, onu açmak istiyorum aslinda:<br />
Toplumsallaşma sürecinde, önyargılı olmak, bu kurgunun en temeline dikilmiş bir kazik gibi. Kimse masum değil, kanımca; çingene çocuklara &#8220;Ah canım, gozleri de çakmak çakmak, ne güzel,&#8221; deyip, yanlarından yürüyüp geçiyoruz. Aramizda mutlaka bir mesafe var; bu mesafeyi korumaya değer buluyoruz. İnsan hakları evrensel bildirgesi maddeleri halen bir çok insan için &#8220;Avrupalıların dayatması&#8221; olarak algılanıyor. Içselleştirdiğimiz <em>bizlik</em> ve aynı prensiplerle kurguladığımız <em>ötekilik</em>, çingeneleri bir ekonomik sınıf içine bile yerleştirmiyor.<br />
Hala bir çok insan, pozitif ayrımcılığın ne demek oldugunu bilmiyor.<br />
Raymond Williams (iyi niyetinden mi yoksa fazlasıyla burjuva oldugundan mıdır bilinmez), toplumsallaşma sürecinin medeniyetle alakalı olduğunu ileri sürmüştü. Buradaki medeniyet, tabii ki Batı Medeniyetleri bütünüydü; bizlerden önce, dünya ve dünya üzerinde yazılıp kanonize olmuş her şey, ötekiler üzerinden kurgulanmıştı. Bir irkilme var, belki artık üniversitelerde ya da sivil toplum kuruluşlarında ya da bir elin parmaklarını geçmeyen birkaç köşe yazarının düşüncelerinde&#8230; Ama bunların daha otuz, bilemedin kırk senelik bir birikinti oluşturduklarını düşünürsek, önyargısız toplumların, anlayış toplumlarının mayalanmasına daha çok var, diyebiliriz.<br />
Göze alamadığımız bir yakınlaşmadır, önyargısız toplum. İnsanlarla, dürüst ilişkiler anlamına geliyor. Herkesi sevecegim diyemem; öyle bi kaide olmadıgı gibi, mümkün de değildir. Ama insanlar birbiriyle fikir birliği etmek zorunda değildi, hiçbir zaman; sadece anlayış göstermeliydi. Bu anlayış, hoşgörüyle karıştırılmamalıdır. Çünkü hoşgörüde, &#8220;Aslinda yapmaması gereken bir şey yaptı ama affedeyim bari.&#8221; vasfinda bir alt duygu var. Travesti komşularım, gecenin yarısında kapıyı çarpmaları haricinde, &#8220;affedivereyim bari&#8221; dedirtecek hiçbir şey yapmıyorlar. Varlikları dolayısıyla affedilmelerini gerektirecek bir şey yok ortada. Özetle, söylemek için debelendiğim ama kaçınılmaz olarak bayağılaştırdığım şey şudur: &#8220;İnsanlığın geleceğine ilişkin umudunu korumak&#8221; için vazgeçilmez hale getirdiğimiz kimliklerimizi, ötekileştirdiklerimizi, tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor bence.<br />
Bu vesileyle, Adorno&#8217;ya şapka çıkartıyorum, bir kez daha&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Kerem Kandemir</title>
		<link>http://www.yorumlayanlar.com/2007/02/04/evlilik-ve-normalizasyon/#comment-23</link>
		<dc:creator>Kerem Kandemir</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Feb 2007 09:31:03 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.yorumlayanlar.com/2007/02/04/evlilik-ve-normalizasyon/#comment-23</guid>
		<description>Otuzunu geçtiğinde de hala bu fikriyata sahip kalabilir ve aynı zamanda davranışlarınla tavırların arasında bir uçurum oluşmamışsa, insanoğlunun geleceği için bir şans var demektir. 

Rahmetli Adorno pirimiz, II. Dünya Savaşı yıllarında, faşizmle inim inim inleyen bir Avrupa'nın göbeğinde, sinemalarda hala öpüşen tek, tük çiftlere rastladığı için, insanlığın geleceğine ilişkin umudunu korumayı başarabilmiş. Bizim de, senin gibilere bakarak kendimizi avutmamız, iyi bir fikirmiş gibi geldi bana.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Otuzunu geçtiğinde de hala bu fikriyata sahip kalabilir ve aynı zamanda davranışlarınla tavırların arasında bir uçurum oluşmamışsa, insanoğlunun geleceği için bir şans var demektir. </p>
<p>Rahmetli Adorno pirimiz, II. Dünya Savaşı yıllarında, faşizmle inim inim inleyen bir Avrupa&#8217;nın göbeğinde, sinemalarda hala öpüşen tek, tük çiftlere rastladığı için, insanlığın geleceğine ilişkin umudunu korumayı başarabilmiş. Bizim de, senin gibilere bakarak kendimizi avutmamız, iyi bir fikirmiş gibi geldi bana.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
