Fildişi Kuleler

ivory_tower02.jpgYazan: Kerem Kandemir

İtiraf ediyoruz: Bizler, fildişi kulelerde yazıyoruz.

Halka, onun gündelik dertlerine, yüzyıllardır mustarip olduğu patolojilere, tabuya, toteme, geleneğe, örfe, mevcut siyasal ve toplumsal kurumlara mesafelenmeden, eleştirel bir duruşu nasıl sergileyebiliriz? Hemen, şu sorulabilir: Yorumlayanlar.com’un duruşunun eleştirel olması şart mı ki? Evet, şart. Bizim gibi, bir şekilde, Frankfurt Okulu’nun rahle-i tedrisatından geçmiş yazarlar için eleştiri, temel ve vazgeçilmez düşünme biçimidir.

Türkiye entelijansiyası, eleştiri ve -kuşkusuz- özeleştiri özürlüdür. Yermeyi, sövmeyi, karalamayı, iftira atmayı, manipülasyonu, tehdit etmeyi iyi biliriz. Öte yandan, iş yüceltmeye, tapınmaya, yağ çekmeye ya da halk dalkavukluğuna soyunmaya geldiğinde de, kimsenin elimize su dökmesi mümkün değildir. O halde, sorun nerede? Sorun, kendimizi ya da diğer kişi, kurum ve olguları akıl aracılığıyla değerlendirmeye kalktığımızda yaşanmaktadır.

Şimdi, bu sanal platformda, kendimizden başlayarak her şeyi, aklımızın süzgecinden geçireceğiz.

İlk tezimizi açalım tartışmaya:

Türkiye entelektüeli, aydınlanmamıştır.

Paradoksal gibi görünen bu ifadeyle anlatmak istediğimiz nedir?
Türkiye entelektüeli, duygusaldır. Tabiri caizse, refleksleriyle hareket etmek sever; Reaksiyonerdir. Provoke ya da manipüle edilmesi kolaydır. Hadiseleri, serin kanlı ve akılcı bir tavırla ele alacak sabra ve olgunluğa sahip değildir.

Türkiye entelektüeli tembeldir. Araştırmayı sevmez. Zihinsel altyapısı zayıftır. Düşünürken, bir mantık hatasından diğerine savrulup durur. Felsefi birikimi olmadığından, sapla samanı ayırt etmekte zorlanır. Edindiği bilgi kırıntılarını bile, sağlıklı bir biçimde işleyemez; tutarlı fikirler silsilesine dönüştüremez.

Türkiye entelektüeli, anadiline (ya da resmi diline) hakim değildir. Konuşmayı çok sever ama düzgün konuşamaz. Dinlemeyi, okumayı, hele de yazmayı hiç sevmez. Yazmaya kalkıştığındaysa, konjonktürel baskın söylemin dışına çıkamaz.

Türkiye entelektüeli, sokaktaki adama çok benzer.

Psikolojisi, aşağılık kompleksinin pençesindedir. Egosu yeterince gelişemediğinden, kişiliği zayıf kalmıştır. Alıngandır. Hemen her şeyi, kendisine yönelik bir tehdit ya da komplo olarak algılama eğilimindedir. Sürekli olarak kendisine hayali düşmanlar tanımlamak ihtiyacındadır. Kendi kusurlarını görmeye katlanamadığından, tüm olumsuzlukların nedenlerini dışsallaştırır. Ancak eğitimle elde edilebilecek türden bir yarı cehaletle körleşmiştir zihni. Her şeyi bildiğini sandığından, yeni bir şeyler öğrenme gereksinimi duymaz, kendini geliştirmez. Kolay kolay ezberi bozulmaz.

İşte bu yüzden, biz fildişi kulelerde yazıyoruz.

Denebilir ki, “Sokaktaki adama benzemekte ne sakınca var? Zaten, sokaktaki adamın kanaatlerine önderlik edenler de, entelektüeller değil mi?”

Eğer ülkemizin eriştiği noktadan (ahval ve şeraitinden), geçmişten bugüne sergilediği performanstan ve dahi gidişatından ziyadesiyle hoşnutsak, entelijansiyamızın hal-i pür melalinden de yakınmak için iyi bir nedenimiz yok demektir. Lakin, bizim gibi toplumsal cinnet salgınına henüz yakalanmamış fertler için, manzara vahimdir. O yüzden de, Türkiye entelektüeli ile halkının buluştuğu, kaynaştığı sular, içinde uzun süre yaşanamayacak denli sığ sulardır.

Akla gelecek sorulardan biri, istisnaların olup olmadığıyla ilgilidir. Hemen söyleyelim: az sayıda -belki bir kaç bin- aydınlanmış entelektüelimiz de var. Hafızanızı yoklayın; onlar, sıklıkla fildişi kulelerde yaşamakla suçlanırlar. Oysa aynı coğrafyanın insanlarıyız. Sadece, kimimiz, mecburen, yorumlamak ve yazmak için fildişi kulelere sığınıyoruz. Oscar Wilde’ın söylediği gibi, “Hepimiz aynı sefilliğin içindeyiz. Lakin bazılarımız, arada yıldızlara bakıyor.”

Diğer bir soru da, aydınlanmamışlığın Türkiye aydınına özgü olup olmadığıdır. Bu konuda da, yüreklere su serpmekte gecikmeyelim: Dünya nüfusunun zaten çok küçük bir bölümünü oluşturan enelektüellerin de çoğu aydınlanmamıştır. “Eh, elle gelen düğün, bayram.” diyerek sevinmeli mi, yoksa, yüzleşmekte olduğumuz sorunun global boyutta olduğunu fark ederek enseyi mi karartmalıyız? Nasıl hissedeceğinize kendiniz karar verin.

Bize göre çözüm, fildişi kulelerde saklı. Türkiye entelektüelini, fildişi kulelere davet ediyoruz. Yorumlayanlar.com’u ilgiyle okuyacak, takip edecek denli entelektüel olan herkesi, içinde yaşadığı topluma mesafelenmeye, eleştirel düşünceye, kendini zihinsel olarak yeniden yapılandırmaya ve donatmaya, kısacası aydınlanmaya davet ediyoruz.

***

Not: Kant’a göre aydınlanma, ferdin kişisel anlama ve kavrayış becerisini, bir başkasının yardım ve kılavuzluğuna gereksinim duymaksızın kullanabilmesidir. Aydınlanmanın önündeki engeli ise, kararlılık ve cesaret eksikliği olarak görmüştür.

Demek ki, aydınlanmayı, aklın özgürleştirilmesi olarak da algılamak mümkün.

Popularity: 12% [?]

1 yorum »

  1. Ebru Akman şöyle yorumlamış:

    January 30th, 2007 at 6:18 pm

    Kerem, çok güzel olmuş yazı. Eline sağlık.

    (Editörün notu: Yorumunuzu, nedenselleştirmelerinizi de içerecek şekilde genişletmenizi rica ediyoruz.)

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın