Sivil Sabahlar Türkiye

Yazan: Özgür Erbaş Tahminler ve tahmin analizciliği üzerine komplolamacılar (Perihan Mağden daha iyi bir kelime bulurdu eminim) nereye varacak acaba? Vak’anın kendinden çok çeperiyle, görüngüleriyle ilgilenenler hangi ipin ucunu yakalayıp hangi yumağa ulaşacaklar; kimler kimlerin bu vesileyle ayağını kaydıracak? “Tüm bunlar 50 yıl sonra CIA dosyaları açılınca öğrenilir nasıl olsa,” diyenler, Türkiye’nin istihbarat örgütlerinin dosyalarına neden hiç göz atmaz acaba? Ben ne diyorum ki! Şurada bir istihbarat biriminin varlığını bile kabul eden yok…

Hareket ve Eylem

Yazan : Tevfik Ayhan Oluşumun esası harekettir. Canımın esası harekettir. Doğduğum günden beri, ve hatta daha öncesinden, hareket ederim. Algımın püf noktası harekettir. Daha doğrusu ritmik harekettir. Hiçbir şeyin değişmediği, hiçbir hareketin olmadığı bir evrene doğmuş olsaydım eğer, ben ben olamazdım. En iyi ihtimalle, pozitivist bir solipsist olurdum ve hayallere dalardım. Eğer kendi iç hareketim de olmasaydı, olmazdım bile.

Dorian Gray’in Portresi

Yazan: Alice Paket halinde sunulan yaşamınızı, normlara uygun sürdürdüğünüz müddetçe güvendesinizdir. Gizlice o paketin dışına da çıkabilirsiniz, yeter ki “normal” olduğunuzu spot ışığı altında gösterin. Paketin dışına, kontrol bozulmasın diye herkesin bildiği enteresan yöntemlerle de çıkabilirsiniz. Tıpkı A.B.D. ve İngiltere’deki “tea-rooms” gibi…

Tarihle İşim Olmaz Olur Mu?

Yazan: Ahmed-i Mursi Arkadaşlarınızı nasıl seçersiniz? Kendiliğinden mi gelişir arkadaşlıklarınız yoksa beğeninizi kazanan insanlara yönelik bilinçli planlar mı uygularsınız? Sanıyorum verilecek cevapların çoğu kendiliğinden gelişen bir süreci tercih ettiğinizi işaret edecektir. Planlar yaparım diyenler bile biraz bu noktada iç huzursuzluğu yaşayıp açıklama ihtiyacı duyacaktır. Doğallığın ve kendiliğindenliğin bu büyüsü nereden gelir acaba?

Orantısız Güç Kullanan Yalnız Kalır

Yazan: Özgür Erbaş Çocukların çocukluk yapabildikleri bir mahallede büyüdüm. Bahçelerden meyve çalmanın meşru bir hırsızlık olduğu, aşırdıklarımızın “göz hakkıdır” denilerek ikram edilenlerden bile tatlı geldiği zamanlar… Onlarca çocuk, günün hemen her saatinde bir arada, arkadaş, dost… Büyüklere karşı ağız birliği eden, kendi sırları olan, o sırlar üzerine yeminler eden, oyunlar oynayan, kurallar koyan, kurallara uymayanlara verilecek cezaları birlikte belirleyen, yargılamasını yapıp infazını birlikte üstlenen çocuklardık. Sosyolojide bu sürece toplumsallaşma deniliyor bildiğim kadarıyla, ama ben meslek gereği hukuksallaşma diyorum.

Güvercinlerin İronik Tarihi

Yazan: Kerem Kandemir Çok iyi anımsıyorum; yaklaşık yedi yıl önce, eski sevgilimin, Moda’nın arkalarında kalan, altıncı kattaki dairesinin terasına bir çift beyaz güvercin konmuştu. Artık hangi kümesten kaçtılarsa, ben onları fark ettiğimde, büyücek bir yaban güvercini kolonisiniyle beraber yaşıyorlardı. Elbette, aşkın sizi nerede, nasıl yakalayacağını bilemez, yeri ve zamanı siz seçemezsiniz. Çoğu kez, kime aşık olacağınız dahi, kaderin tasarrufundadır. İşte ben de, o gün, güvercinlere aşık oldum.