Hıncal Uluç ve Defne Joy’un Son Gecesi

HINCAL SEN NE YAPTIN BÖYLE?

“BU NASIL MAHALLE BASKISIDIR?..” Üzerine Bir Eleştiri Yazan: Kerem Kandemir Ne yalan söyleyeyim, rahmetliyi (Defne Joy) günahım kadar sevmezdim. Zira, medya tarafından maymun edilmeye göz yumduklarını düşündüğüm insanlara karşı uzaktan nefret besleme konusunda  kendime izin vermekteyim yılardır. Rahmetlinin öldüğünü öğrenmek de, bende menfi bir duygulanıma yol açmadı nitekim.

Yanlış Sevmişim Özür Dilerim

soney-ve-zekeriya

    Soney ve Zekeriya için… Yanlış sevmişim özür dilerim Ayıp varmış günah varmış Onur yokmuş namus varmış Baban utancından kahveye çıkamazmış Kanımız aynıydı ya, kütüğe başka yazmışlar bilemedim Sevmeden kütüğün ne soramadım, diyemedim Sen sırtında kurşunla doğmuşsun, göremedim Elimi verdim, tuttun ya, ötesini dinlemedim Sonra kurşun, kafandan, Surp Kevork’a Sonra kurşun, kafamdan, Sümbül Efendi’ye, yanına Ben yokmuşum sen yokmuşsun Ayıp varmış günah varmış Baban utancından kahveye çıkamazmış Sırtındaki kurşun senden de benden de ağırmış Sevdim, öldün, özür dilerim. Coya

Düdüklü Tencere

duduklu2

Yazan: Tunçblake Arafian’ın kurucu editörü Özcan Özbilge’nin hatırasına… Tencere, pişti mi, içinde bi şey var mı, yaa kimse bakmıycak mı, bu ötüyo, kısın şunun altını, hooop mutfakta biri var mı? Yok mu? Ne diyosun? Cevap versene yahu? Nasıl olur yaa? Nasıl? Şemdinli baskınına tanık olan askerlerden birisi anlatıyor… Mealen olay şöyle gelişiyor: Önce dağları gözetlemekle görevli er, dürbünle bir şeyler görüyor. Sonra, şüphelenilip, o istikamet top ateşine tutuluyor. Sonra, tatmin olamayan komutan, o istikamete yaylım ateşi açtırıyor. Cevap alamayınca, yine tatmin olmayan komutan, erlere, mevzilerinin önüne doğru el bombası attırıp, boşluğa doğru ateş etmelerini emrediyor. Asker “Yine cevap alamadık ama … Eserin devamı

Yaman Ayrılık

Geçenlerde havalimanından taksiye bindim. Birkaç hoşbeşten sonra şoför bir yakının başına gelenleri anlatmaya başladı. Tutturdu bir “kara kafalar” lafıdır gidiyor. “Kara kafalar” aşagı, “kara kafalar” yukarı. “Kara kafalar” şöyle yaptı, “kara kafalar” böyle yaptı… Kim bu “kara kafalar” dedim. “Hangi gezegende yaşıyorsun” gibilerinden bir bakış attıktan sonra, “Kürtler” dedi adam. Dondum kaldım. Nereden, nereye. Yirmi yıl önce, bana 2010′da Türkiye’de böyle bir şey duyacaksın deseler inanmazdım. Hatta 1990′larda, şiddetin had safhada olduğu zamanlarda dahi inanmazdım. O zamanlarda bile, her kesimden halk, bunun bir etnik çatışmaya dönüşmemesi için elinden geleni yapıyordu. Daha önceki durum farklıydı. Tamam, Kürtlerin varlığı tanınmıyordu. Hor görülüyorlardı. … Eserin devamı

Kürt meselesi – Nerede kalmıştık?

Yaklaşık bir yıl önce “analar ağlamasın” denerek başlatılan “açılım” süreci geçtiğimiz günlerde daha önce Öcalan’ın çağrısıyla Habur kapısından giriş yapanların tutuklanması, BDP’li belediye başkanlarının KCK davasıyla kimisinin 30 yılı aşkın ceza istemleriyle yargılanmaya başlanması, ve de PKK’nin 31 Mayıs’tan itibaren kanlı saldırılara yeniden başlamasıyla sona ermiş bulunuyor. Bu sonuca varılmasında eminim her taraf biribirini suçlayacak çokça malzeme bulabilir. Bunu yapıyorlar da. Benim içinse durum daha değişik. Geçmişe mazi derler ve geçmiş, ancak şimdiki zaman ve gelecek için bize dersler sunduğu ölçüde bir değer arzeder benim için. Gerisi hikaye. Önce şu tespiti yapalım: Bugün gelinen noktada, Türkiye’nin başında büyük bir dert … Eserin devamı

Mavi

mavi

SillyPoet Kızımın kaşları keman(1), ayakları mavi(2); Kızıma etek(3) vermiş, neresi kani (4) Kan döktü aylarca; yılları fânî (5)… Peki… Daha oldu da olacak ne var ki yani, Gözleri kör ölümü ani; Anne’den konuşmiyim, babanız tali (6)… Kızımın gözleri çiçek, elleri beyaz; Kızıma vız gelir, boş gider ayaz; Fakat tiksinişi pek, vicdani saki(9), Kaçmasam yahut sus(a)masam bari… Kızımın karnı sıkı, nevri dolu; Kızıma değmesin her şeyin sonu; Saçlarım demirden, acıtmış onu; Sussa ne, susmasa bitmiştir kulu… Kızımın eteği, sonunda ati (7); Laf sözle imana gelecek sanki Yastıkla boğmalı bu ise fani (5); Kızım dur! Torbayla kurtarsan bari…

Ne bileyim…

desert-car-1

kılına zarar gelmesin diye, ruhumu satardım umacılara, gittim duruşunu incittim. kim ne derse desin böyle bir dersi haketmişim. ondan  *öteki hayata kadar*  mahrum kalmak *fikrimde ve gönlümde oturduğu, her biri, gitmesin diye ayaklarına dolaşmak isteyen yerlerin kutsallığından sanırım*  ödemek zorunda kaldığım en büyük bedel şimdi. dahası yok gibi geliyo ama, umarım daha ağırını görmem asla. aklımdan kelimeler geçiyor hep, söylemeye direndikçe söz, düşünmemeye çalıştıkça kabus oluyo. çok beklersin; bu deyişte; gramer gramer’e karşı; eksik yazcam fiileri; sentaks sallanıyor. semantik içimde büyüyo. üç nokta da kullanırsam ne olayım. ünlem de. onu çok seviyorum, öyle ki, demogoji, yapmak istediğim en son şey … Eserin devamı

İlk Çıkacak Şarkı Benim Olsun

stranger-in-the-mirror

Özgür Erbaş Ona, onunla tanışmadan çok önce, bir arkadaşımın “Zekası ölçülemeyecek kadar yüksektir;” dediği anda aşık olmuştum. O, bende olmayan her şeydi. Başta zeka ve diğerleri. Aynı anda birden fazla yetenek, birkaç kişiye yetecek kadar güç… Zekamın ortalama olduğunun, yeteneklerimin geçici heveslere ve ardından gelen başarısızlıklar için söylenmeye yettiğinin farkındaydım. Hiçbir işi sonuna kadar götüremezdim. Başlangıçlar iyi, sonlar hep berbattı. Bağlama kursum için alınan aletin re sesini kötü çıkardığını hocamdan önce fark etmem, aletten, kurstan, hocadan ve içinde bağlama olan tüm müziklerden uzak kalmama yetmişti. Gitar çalmaya parmaklarım kısa geldi, ud almaya param. Ama karşımdakinin bilgisinin benden az olduğunu fark … Eserin devamı

Cihan’a…

cihana

Özgür Erbaş Biri ölür, eksilirsin. Biri gider, özlersin. “Helal olsun;” der, titreyen sesin, ardından. Beyaz bir bohça olmuştur sevdiğin. Kundaklamışlardır onu, yıkamışlardır. Toprağa emanet bırakır evine gelirsin. Yüzü gözünün önünden gitmez. Sesi kulaklarında… O kadar çok resmi vardır ki kafanın içinde hangisini seçeceğini bilemezsin. Sonra tüm resimler silinir. Gece yatağa girersin. Yorganına sarılırsın, için üşür. Bir türlü ısınamazsın. Aklına sıcak şeyler gelsin diye yataktan kalkarsın. Bir sigara yakarsın belki ya da başka bir şey… Bir elma yersin belki, çekirdek çitlersin. Hiçbir yerde olanlara seslenirsin, hepsini birden çağırırsın. Hepsi gelir. Sırayla ya da bir arada. Ne çok olduklarını görünce aralarına katılmak … Eserin devamı

Terk-e Tariz

terketariz

Özgür Erbaş  Çok sevdiğim biri beni terk etmişti, ona dedim ki: “Yine ben. Sana bir kez daha yalvarıyorum, beni terk etme. Yalvarırım beni terk etme! Kendimden korkuyorum. İçimde kaynaşan, adı andan ana değişen duygudan korkuyorum. Bir alev topu gibi yakan, jilet yutmuşum da tüm organlarımı kesiyormuş gibi ilerleyen, ne kadar içsem susuzluğum dinmeyecekmiş gibi gelen, kirpiklerimin arasına çakılı kibrit çöplerinin adı her neyse, işte o duygu. Yalvarırım beni terk etme.