DÜDÜKLÜ TENCERE

Yazan: Tunçblake

Arafian’ın kurucu editörü Özcan Özbilge’nin hatırasına…

duduklu2.jpgTencere, pişti mi, içinde bi şey var mı, yaa kimse bakmıycak mı, bu ötüyo, kısın şunun altını, hooop mutfakta biri var mı? Yok mu? Ne diyosun? Cevap versene yahu? Nasıl olur yaa? Nasıl?

 

Şemdinli baskınına tanık olan askerlerden birisi anlatıyor… Mealen olay şöyle gelişiyor: Önce dağları gözetlemekle görevli er, dürbünle bir şeyler görüyor. Sonra, şüphelenilip, o istikamet top ateşine tutuluyor. Sonra, tatmin olamayan komutan, o istikamete yaylım ateşi açtırıyor. Cevap alamayınca, yine tatmin olmayan komutan, erlere, mevzilerinin önüne doğru el bombası attırıp, boşluğa doğru ateş etmelerini emrediyor. Asker “Yine cevap alamadık ama sonra birden karşımıza çıktılar.” diyerek sözlerini bitiriyor. Cevap alamamışlar… Ama soru ne? eserin devamı »

Popularity: 2% [?]

Yaman Ayrılık

Geçenlerde havalimanından taksiye bindim. Birkaç hoşbeşten sonra şoför bir yakının başına gelenleri anlatmaya başladı. Tutturdu bir “kara kafalar” lafıdır gidiyor. “Kara kafalar” aşagı, “kara kafalar” yukarı. “Kara kafalar” şöyle yaptı, “kara kafalar” böyle yaptı…

Kim bu “kara kafalar” dedim. “Hangi gezegende yaşıyorsun” gibilerinden bir bakış attıktan sonra, “Kürtler” dedi adam.

Dondum kaldım.

Nereden, nereye. Yirmi yıl önce, bana 2010′da Türkiye’de böyle bir şey duyacaksın deseler inanmazdım. Hatta 1990′larda, şiddetin had safhada olduğu zamanlarda dahi inanmazdım. O zamanlarda bile, her kesimden halk, bunun bir etnik çatışmaya dönüşmemesi için elinden geleni yapıyordu.

Daha önceki durum farklıydı. Tamam, Kürtlerin varlığı tanınmıyordu. Hor görülüyorlardı. Asimilasyon politikaları hakimdi, ki bunlar kısmen sürüyor. Ancak yine de Kürtler, “biz”den sayılıyordu.  Türk milliyetçliği yaygındı ancak bu yine de bir bakıma “kucaklayıcı” olmayı sürdürüyordu, yani kökenine bakılmaksızın “Türküm” diyene kapı açıktı.

Şimdiyse durum bambaşka. Buna neden olan dinamiklerin analizi bu yazının konusu değil. Onunla sosyolog arkadaşlar ilgileneceklerdir herhalde.

Ancak durum tespiti yapmak gerekirse: Artık Türkiye’de düpedüz ırkçılık mevcuttur. eserin devamı »

Popularity: 3% [?]

Kürt meselesi - Nerede kalmıştık?

Yaklaşık bir yıl önce “analar ağlamasın” denerek başlatılan “açılım” süreci geçtiğimiz günlerde daha önce Öcalan’ın çağrısıyla Habur kapısından giriş yapanların tutuklanması, BDP’li belediye başkanlarının KCK davasıyla kimisinin 30 yılı aşkın ceza istemleriyle yargılanmaya başlanması, ve de PKK’nin 31 Mayıs’tan itibaren kanlı saldırılara yeniden başlamasıyla sona ermiş bulunuyor.

Bu sonuca varılmasında eminim her taraf biribirini suçlayacak çokça malzeme bulabilir. Bunu yapıyorlar da.

Benim içinse durum daha değişik.

Geçmişe mazi derler ve geçmiş, ancak şimdiki zaman ve gelecek için bize dersler sunduğu ölçüde bir değer arzeder benim için. Gerisi hikaye.

Önce şu tespiti yapalım: Bugün gelinen noktada, Türkiye’nin başında büyük bir dert olan bu sorunlar yumağının çözülmesi, “açılım” lafının edilmesinden önce olduğundan daha zordur artık.  Yalnış anlaşılmasın, bu sürecin başında, ben de başka birçokları gibi, elimden geldiğince buna destek oldum. Ancak bu sürece müdahil olan aktörlerin hemen hepsi bir dizi hatalar yapmışlardır. Sonuçta bu gelinen noktada durum artık geçen senekinden daha zor bir hal almıştır. Bu hem iç hem dış konjonktür açısından böyledir.

Sorunun  ana parametreleri aslında aynı yerlerinde duruyorlar. Çok yazıldı çizildi. Yine de yazalım: eserin devamı »

Popularity: 3% [?]

Ulusal Matematik 3: Rüzgâra Seyirci Kalma, Nefes Ver!

escher_mirror.gif

Ekrem Düzen

Demokrat Takke Altında Ayrımcı Kel

Cumhuriyetçiler silkindi. Ne zamandır tutulmuş nefesler öyle bir boşaldı ki esintisiz, bunaltıcı hava birdenbire bir “kendine gelme” rüzgârı olup esmeye başladı. Eğer bu nefes sadece bir “oh çekme” değilse fırtınaya dönüşmesini umabiliriz. Eğer içimizdeki daralma samimi idiyse bu rüzgâra nefes katıp fırtınaya dönüşmesine el verebiliriz.

Tam şu dakika CHP etrafında oluşan havaya nefes vermekten söz etmiyorum sadece. Bu çok önemli elbette. Bugün sadece CHP tarihinde değil Türkiye tarihinde de çok önemli bir gün olabilir. Eğer hangi nedenle olduğunu idrak edersek: Nefes katılacak, el verilecek olan sadece CHP’nin bugün başlamış görünen iktidar hamlesi değil, Cumhuriyetçi unsurların demokratlaşma doğrultusundaki dönüşümüdür. eserin devamı »

Popularity: 5% [?]

Türkiye Geri Kalmış bir Ülke midir? Bölüm 3: Düşünce Hayatı

lawrence-of-arabia.jpg

Ekrem Düzen

Doğu ile Batı’nın Karşılaşma Sahası

Ülkemizin geri kalmışlık göstergelerinden sayılan matbaanın üç yüz yıl gecikmesi ile bu toprakların ekonomik gücüyle orantılı olmayan külli eğitimsizliğimizin hemen yanına Doğu ile Batı arasına sıkışmışlığımıızı üçüncü bir gösterge olarak koyabiliriz. Matbaanın neden o kadar geciktiğini, eğitim meselesini nasıl olup da hiçbir devirde halledemediğimizi bilemeyişimiz gibi Doğu ile Batı’nın arasına hangi ara sıkıştığımızı da üç yüz yıldır bilemiyoruz. eserin devamı »

Popularity: 5% [?]

William Shakespeare, 65. Sone

shakespeare65.jpgÇeviren: Ekrem Düzen

65. Sone

Ne taş, ne toprak, ne de engin deniz, tunç olsa özü,
Hepsine birden hükmeder kederli ölümün davası,
Nasıl duyulacak bu bozgunda güzelliğin sözü,
Bir çiçekten daha çelimsizken iddiası?
Ah, nasıl tutulacak göğüste yazın tatlı soluğu,
Kavgacı günlerin yıkıcı kuşatması verir mi aman?
Yıkılmaz dağların bile aşılmaz değilken doruğu,
Ağır çelik kapıları da aşındırmaz mı Zaman?
Ah, ne fena hesap! Öyle bir yer var mı,
Saklayacak Zaman’ın hazinesini, Zaman’ın bağrından?
Ya da ayağına çelme takacak bir yiğit çıkar mı?
Yoksa kim esirgeyecek güzelliği, onun talanından?
Ah, hiçkimse, meğer ki kudret varsa harikasında,
İşte orada sürecek aşkım, mürekkebin karasında.

[Coya’ya teşekkürlerle…] 

eserin devamı »

Popularity: 9% [?]

İlkbaharda Diyet, Sonbaharda Depresyon: Bir Magazin Köşe Yazısı Denemesi

springtime.jpgEkrem Düzen

Antik ve klasik çağlarda Bahar iç kıpırtısı, kalp çırpıntısı ve tazelenme mevsimiydi. Oysa modern zamanlarda Bahar iyi havaların ve yazın müjdecisi değil, bikinilerden ve mayolardan taşacak fazla kiloların felaket habercisi. Bahar artık sebepsiz sevinçler ve hafif lezzetler değil, asık suratlı endişeler ve ağır diyetler mevsimi. Birkaç günlük yaz aşkları (veya eldekini elden kaçırmama) uğruna üç-dört ay boyunca lahana çorbasına ve pirinç lapasına talim edilecek. Spor salonlarına avuçla paralar dökülecek. Ve geçen yazdan kalma giysilerin içine zor da olsa sığıldığı gün vakit geçirmeden tatile çıkılacak. Bir parça zayıflamış ama gıdasız kaldığı için aynı zamanda zayıf düşmüş bedenler Akdeniz kıyılarının güzide beldelerinde tıpkı diyet yaparak form tutmayı aynı mevsimde aradığı gibi huzuru ve heyecanı da aynı gecede arayacak. eserin devamı »

Popularity: 7% [?]

Mavi

mavi.jpgSillyPoet

Kızımın kaşları keman(1), ayakları mavi(2); Kızıma etek(3) vermiş, neresi kani (4)
Kan döktü aylarca; yılları fânî (5)… Peki… Daha oldu da olacak ne var ki yani,
Gözleri kör ölümü ani; Anne’den konuşmiyim, babanız tali (6)…

Kızımın gözleri çiçek, elleri beyaz; Kızıma vız gelir, boş gider ayaz;
Fakat tiksinişi pek, vicdani saki(9), Kaçmasam yahut sus(a)masam bari…

Kızımın karnı sıkı, nevri dolu; Kızıma değmesin her şeyin sonu;
Saçlarım demirden, acıtmış onu; Sussa ne, susmasa bitmiştir kulu…

Kızımın eteği, sonunda ati (7); Laf sözle imana gelecek sanki
Yastıkla boğmalı bu ise fani (5); Kızım dur! Torbayla kurtarsan bari… eserin devamı »

Popularity: 12% [?]

Ne bileyim…

desert-car-1.jpgkılına zarar gelmesin diye, ruhumu satardım umacılara, gittim duruşunu incittim. kim ne derse desin böyle bir dersi haketmişim. ondan  *öteki hayata kadar*  mahrum kalmak *fikrimde ve gönlümde oturduğu, her biri, gitmesin diye ayaklarına dolaşmak isteyen yerlerin kutsallığından sanırım*  ödemek zorunda kaldığım en büyük bedel şimdi. dahası yok gibi geliyo ama, umarım daha ağırını görmem asla. aklımdan kelimeler geçiyor hep, söylemeye direndikçe söz, düşünmemeye çalıştıkça kabus oluyo. çok beklersin; bu deyişte; gramer gramer’e karşı; eksik yazcam fiileri; sentaks sallanıyor. semantik içimde büyüyo. üç nokta da kullanırsam ne olayım. ünlem de. onu çok seviyorum, öyle ki, demogoji, yapmak istediğim en son şey bile değil; en son. i used to think that i was the man for her.. i am trying to be a man right now.. zaman çok ağır. sanki aylar geçtiydi, en son bir kırgınlık nöbetinde gözlerimi seçtiydi. ayrılık bize.. ayrıldık biz.. bırakmadı beni, bana katlanıyo.. sormadım bişey söylemedi o da; sanki beni avutuyo.. her şeye kadir, bense bir bebeğim, anlamam etmem, ne bileyim.. ne bileyim, tapıyom dedim sana, kendine tap dedi bana; hıçkırma nöbetlerim azalmaya başlar yakındır.. bilir o, kabuslarını gördüm, rüyalarını böldüm; sevdim hepsini, alıştım, sessizliğine karıştım.. susuyom öyle.. sevdiğine içten inanmışın, rüyalarına sakin, karışmışım; bilir beni; uzatmıcam, etmicem, güle güle demeden gitmicem; yanıyorum, ışık.. in search of a light, how many nights, should i have to torch myself, before letting her go.. gitmek ister mi ki, bıraktı beni.. bırakmadı beni, arada bir halim hatrım soruyo, hüsn-ü tahlil etmiyim böyle, belki bi gün, belki bi yerde durursam söyle; şairin dediği gibi: a truth that told with bad intent beats all the lies you can invent.. çok tatlısın dedi bana, çok mu geçti gece, yoksa kulaklarım istediğini mi seçti, bilmiyorum.. artık şımarmam ben.. boynunu eğmesin diye, ruhumu satardım şaşırma.. gittim.. duruşunu incittim…

SillyPoet

Popularity: 12% [?]

İlk Çıkacak Şarkı Benim Olsun

stranger-in-the-mirror.bmpÖzgür Erbaş

Ona, onunla tanışmadan çok önce, bir arkadaşımın “Zekası ölçülemeyecek kadar yüksektir;” dediği anda aşık olmuştum. O, bende olmayan her şeydi. Başta zeka ve diğerleri. Aynı anda birden fazla yetenek, birkaç kişiye yetecek kadar güç…

Zekamın ortalama olduğunun, yeteneklerimin geçici heveslere ve ardından gelen başarısızlıklar için söylenmeye yettiğinin farkındaydım. Hiçbir işi sonuna kadar götüremezdim. Başlangıçlar iyi, sonlar hep berbattı. Bağlama kursum için alınan aletin re sesini kötü çıkardığını hocamdan önce fark etmem, aletten, kurstan, hocadan ve içinde bağlama olan tüm müziklerden uzak kalmama yetmişti. Gitar çalmaya parmaklarım kısa geldi, ud almaya param. Ama karşımdakinin bilgisinin benden az olduğunu fark ettiğim anların hiçbirinde, orkestra şefi olmama bir sömestr kala konservatuarı terk etmiş numarası yapmaktan geri durmadım. Konservatuarda okuduğum yalanını söylemediysem de! eserin devamı »

Popularity: 12% [?]